
Nietzsche Wagner'e Karşı
Səh. 20: "Eski müzikte ise, zarif veya coşkulu ya da ateşli yinelemeler, daha hızlı ve daha yavaş bir tempo, kısacası başka bir şeyler, yani da n s var. Bunun için gerekli olan ölçü, belirli bazı zaman aralıklannın ve güç derecelerinin korunması, dinleyidyi ruhundan uzaklaştınp sürekli d ü ş ü n c e l i (Besonnenheit) olmaya itiyordu. Düşüneeli olmaktan kaynaklanan bu serin hava akımının ve hayranlığın ılık soluğunun karşıtlığına dayanıyordu eski iyi müziğin tümünün büyüsü, - Richard Wagner hareketin başka bir biçimini arzuluyordu. -O zamana kadarki müziğin fizyolojik koşullannı değiştirmişti. Artık yürümek, dans etmek yoktu - yüksek, havada öylece asılı kalınaktı yeğlenen._ Belki de böylelikle en önemli olanı söyledi? "Sonsuz melodi" tüm zaman, güç ve biçim uygunluğunu bozmak istiyor, bunlarla için için alay ediyor. - Sonsuz melodi, eski kulaklara ritmik bir karşıtlık ve
can sıkıa unsurlar olarak gelen bir buluş zenginliğine sahip. Bir öykünmeden, böyle bir beğeninin egemenliğinden- ri tm duygusunun tamamıyla yozlaşması, ritmin yerini bir k a r g a ş a n ı n alması gibi -müzik için daha büyüğü düşün illerneyecek bir tehlike ortaya çıkabilir ... Böylesi bir müzik, tamamıyla natüralist plastik sanatların hiçbir yasasına uymayan bir oyunculuk ve jest-mimik sanatına dayandığında, etkilernekten başka hiçbir şeyi arnaçlarnadığında, bu tehlike en üst noktasına erişir. Ne pahasına olursa olsun, etkilerne ve müziğin böyle bir tutumunun hizmetinde olması, bu amaon kölesi durumuna gelmesi. - B u, m ü z i ğ i n s o n u d u r.
Səh. 21: " Ama, sizler tü m müziğin "taş konuğun" müziği olduğunu söylüyorsunuz. - Tüm müzik duvardan öne doğru sıçramalı ve dirıleyicilerin bağırsaklanna kadar dökülrneliyrniş? ... Ancak böyle etkilermiş müzik. Kimi etkileyecek? S e ç k i n bir sanatçı yı hiçbir zaman etkilemeyecek bir şeyleri. - Yığınlan! Olgun olmayan insanlan! Züppeleri! Hasta ruhlan! Aptallanı W a g n er c i 1 er i ..."
Səh. 22: "Müzik, belirli bir kültürün toprağında yeşermesini bilen tüm sanatlardan kaynaklanır, toprağın derinliklerinde olduğundan da geç boy atar ve bitkilerin sonuncusu olarak çıkar 9Yn ışığına sonbaharda ve her seferinde de ait olduğu kültürün solcluğu zamanlarda Hıristiyan Orta Çağın ruhu, ancak Bollandalı ustalann sanatında yavaş yavaş sona erebildi. - Bu ustalann ses mirnarlığı gotik çağın sonradan doğan, ama gerçek ve öz kardeşi idi. Luther'in en iyi taraftan, Luther'e yakın ruh Reformlara büyüklük özelliği katan Museviliğe özgü yüreklilik - ancak Handel'in müziği ile sese dökülebildi. Tevrat müzik oldu, İncil değil. XIV. Ludwig'in çağına ve Racine'nin6 ve Claude Lorrain'in7 sanatlarına ancak Mozart'ın müziği a 1 tın s e s 1 er katabildi Coşkun un, yıkılan ideallerin ve kaç ıp giden mutluluğun çağı 18. yüzyıl, ancak Beethoven ve Rossini'nin müziğinde bulabildi ezgisini. Hakiki her müzik, özgün her müzik bir kuğunun sarkışıdır. Bu son rnüziğirnizin, böylesine egemen olan, egemen olmaya tutkun bu müziğin pek de bir geleceği yok galiba. Çünkü, hızlı bir toprak kaymasına uğrayan kültürün toprağında, batmak üzere olan bir kültürün toprağında filiziernekte bu müzik."
Səh. 24-25: " Tr a j i k bilgiyi kültürümüzün bir lüksü olarak, bu lüksün en değerli, en soylu ve en tehlikeli savurganlığı olarak, ama gene de bu bilginin aşın zenginliğine dayanılarak iz i n ver i I m i ş bir lülcsü olarak görüyorum. ... Her sanat, her felsefe, gelişen ya da b at an yaşam için bir ilaç, bir çare olarak görülebilir: Ama, hep aalan ve aa çeken insanlan şart koşar bunlar. Ancak, iki tür aa çeken insan vardır: Coşku dolu bir sanatı arzulayan ve aynı ölçüde de yaşamı trajik gören biri, yaşamın doluluğundan ötürü aa çeker; diğeri ise, yaşamın y o k s u I I a ş t ı r m a s ı n da n; ama huzuru, sessizliği, sakin bir denizi hem de sanatın ve felsefenin büyüsünü, kramplannı, uyuşturucu gücünü de arzular_ Y aşanun kendisinden öç alma - böyle yoksullaştınlmış kişiler için büyürrün en fazla zevk veren biçimiL Bu sonuncunun her iki gereksinime Wagner de, Schopenhauer de çok uygun. Her ikisi de yaşamı yadsıyor, sakatlıyor. Bu nedenle her ikisi de benim karşıt kutuplarıın. -Yaşamın doluluğu yönünden en zengin olan, coşku dolu olan Tanrı ve insan, yalnızca en korkunç ve en kuşkulu değil, ama en ürkütücü olan eylemleri, yıkımın, bozulmanın ve yadsımanın her türlü lüksünü esirgernez kendinden.
Səh. 27-28: "Fransa, günümüzde haıa Avrupa'nın düşüneeye dayalı, süzülmüş kültürünün yeri ve beğeninin yüksek okulu: Ama, "beğeninin Fransa"sını bulmasını bilmek gerek Örneğin, "Norddeutsche Zeitung" adlı gazete veya borazanı olduğu kişi, Fransızları "barbarlar" olarak görmekte. Ben, kendi payıma, "kölelerin" kurtarılması gereken Kuzey Alınaniann yakınlarındaki s i ya h bir toprak parçasını anyorum_. O Fransa'ya özgü o l anlar kendilerini gizlerneyi çok iyi beceriyorlar: Bunların sayısı pek de fazla olmamalı. Varlıklannı pek de güçlü bir biçimde sürdürerneyen insanlar da belki bu sayıya dahil. Bunların bir bölümü kaderdler, geleceği olmayanlar ve hastalar; diğer bölümü ise yapay olma tutkusuna kapılmış. kadınsı ve yapaylaştınlmış tipler,-ama dünyada hilla varlığını sürdürebilen tüm yüce ve ince şeylere sahipler. Kötümserliğin de Fransa'sı olan aklın bu Fransa'sında Schopenhauer, kendini Almanya'da olduğundan çok daha fazla evindeymiş gibi hissediyor. Başyapıtı iki kez Fransızca'ya çevrildi, iki kez ödüllendirildi, öyle ki, artık Schopenhauer'i Fransızca'dan okumayı yeğliyorum. (- Schopenhauer, Almanlar arasında tamamıyla bir rastlantıydı, benim de aynı böyle bir rast 1 ant ı olmam gibi - Almanlar bizleri anlamadılar, hiçbir şeyi anlamaz onlar zaten. Hayvan gibidirler.) Heinrich Heine'den söz etmeye gerek bile yok Paris'te Heine'nin tapılınaya değer olduğu söyleniyor. - Fransa'nın en derin ve duyarlı şairlerinin bile uzun süredir kanına giren Heine'nin. Böylesi bir yaradılışın ince duygularından boynuzlu Alman sığın ne anlayabilirdi? - Wagner'e gelince: Paris'in onun gerçek toprağı olduğu son derece açık: Fransız müziğinin "modem ruhun" gereksinmelerine göre biçimlenrnesi eğilimi arttıkça, Wagnerleştirilrnesi de o ölçüde arttı".
Səh. 34-35: "Yalnız ve kendime karşı olan güvenimi yitirmiş bir biçimde, hiçbir öfkeye kapılmadan, kendimin ve daha önceleri bana aa veren ve güç gelen her şeyin karşısında bir tutum aldım: Böylelikle, tüm idealist aldatmacaların karşıtı olan yürekli bir kötümserliğe giden, aynı zamanda k e n d i m e,- yüklendiğim göreve gittiğine inandığım yolu buldum ... Uzun süre bir ad vermekte güçlük çektiğimiz o gizli ve beylik taslayan şey, bize kendini bir görev gibi gösterineeye değin, - içimizdeki bu tiran, bizim kendisinden kurtulmak ya da kaçmak için yaptığınuz her denemeye, zamanından önce yapılacak bir aynlmaya, bize özgü olmayan bir şeyle kendimizi eş tutmamamıza, bizi asıl sorundan uzaklaştıran övgüye değer her eyleme - en kendimize özgü sorumluluğum uzun doğurduğu sıkıntıya karşı kendimizi korumayı arzulayan her erdeme çok korkunç bir biçimde karşı koyuyor. Görevimizin bize verdiği haktan kuşkulandığımızda, bu hakkın herhangi bir konuda bize kolaylık sağlamaya başladığını anladığımızda, aldığımız yanıt hep bir hastalık oluyor. Garip ve aynı zamanda ürkütücü. En ağır biçimde bedeni ödemek zorunda kaldığımiZ rahat 1 ama m ız bu! Ve birbirimizin ardı sıra sağlığımıza kavuşmak istiyoruz, başka seçeneğimiz yok Eskiden taşıdığımız yüklere oranla çok daha ağ ır 1 ar ı n ı taşımak zorundayız..."
Səh. 42-43: " Ve geleceğimiz konusuna gelince: Geceleri tapınağı güvensiz bir hale getiren, heykellere sarılan ve böylelikle iyi bazı nedenlerle gizlenilmiş her şeyin üzerindeki örtü yü
kaldırıp, aydınlığa çıkarmayı arzulayan Mısırlı müridierin dar yoluna güç bela da olsa yeniden girmemiz gerekecek. Hayır, bu kötü beğeni, hakikat, "ne pahasına olursa olsun hakikat" istemi. Hakikate karşı duyulan sevgideki bu mürid çılgınlığı canımızı sıkıyor. Aynca, bunun için bizler, çok deneyimli, çok ciddi, çok neşeli, fazlaca büyülerımiş ve çok der iniz ... Hakikatİn yüzündeki peçe kaldırıldığında, hakikatİn hakikat olarak kalacağına bizler artık inanmıyoruz. - Buna inanmak için yeterince yaşadık bizler._ Günümüzde, her şeyi tüm çıplaklığı ile görmek, her olaya tanık olmak, her şeyi anlamak ve "bilmek" isterneyi edebe uygun gören bir anlayış hakim bizlerde. "Tout comprendre - c'est tout mepriser . ..J3 "Sevgili Tanrının her yerde hazır bulunduğu gerçek mi?" diye küçük bir kız annesine soruyordu: "Ama, bunu ben hiç de terbiyeli bir davranış olarak görmüyorum." Filozoflar için anlamlı bir işaret!.. Doğayı bilmeeelerin ve rengarenk belirsizliklerin ardına gizleyen utanma duygusuna saygı gösterilmeli Belki de hakikat, nedenleri olan, ama bu nedenleri göstermek istemeyen bir kadındır? .. Belki de hakikatİn Yunancası söylenilmeli. Boubo? .. Ah, bu Yunanlılar! Yaşamasını biliyorlar! Bunu becerebilmek için yüzeyde, kınşıkta ve dert üzerinde pervasızca !<alıverrnek; görünüşe tapınak, biçimlere, seslere, sözcüklere, g ö r ü n ü ş ü n O l i m p 'ine inanmak gerek! Yunanlılar çok da yüzeyseldirler. -Ama, derinliklerdedir kökleri. Ve ruhun çağdaş düşüncesinin en yüksek ve en tehlikeli zirvesine tırınarup, buradan etrafa bakan, buradan aşağılan gören bizler, artık geriye dönemeyiz. Artık bu olayın içinde de değiliz.-Yunanlılar mı? Biçimlere, sesiere ve sözcüklere tapanlar mı? işte, onlar zaten bu nedenle - sanatçı olmuşlar".
Wagner Olayı
Səh. 71-72: "Wagner gerçekten bir miizisyen miydi? Herhalde daha başka birşey, daha fazla bir şeydi: Başkalanyla karşılaştıruması olanaksız bir oyunru, en büyük aktör, Almanların en şaşırtıo tiyatro dahisi, kusursuz bir s ahne 1 e m e u st as ı. Müzik tarihinden başka bir yere ait: Müzik tarihinin gerçek büyükleri ile onu karıştırmamak gerek Wagner ve Beethoven-Bu kutsal bilinene karşı bir hakaret - Ve nihayet Wagner'e karşı da bir haksızlık._ Kişi olarak Wagner neyse, miizisyen olarak da yalnızca oydu Müzisyen o 1 d u, yazar o 1 d u. Onu, içindeki zalim, oyuncu dehası buna zorladı çünkü Wagner'in ağır basan içgüdüsü biJinınediği sürece,
ona ilişkin bir fikir edinmek olanaksızdır.
Wagner içgüdünün müzisyeni değildi. Bunu da, yasalara uygun olan her şeye ve daha açıkçası da, müzikteki tüm biçimlere, bunlardan kendisine gerekli olanı, tiyatro için güzel söz söyleme sanatını, anlatımı, jest ve mimiklerin güçlendirilmesini, ruhsal açıdan etkilemeyi, psikolojik ve resim gibi olanı gerçekleştirmeye yönelik araçlan sağlamak üzere değer vermekle kanıtladı. Bu konuda Wagner'i, birinci sınıf bir mucid ve yenilikçi olarak kabul etmemiz gerek. - O, m ü ziğin anlatan gücünü önemli ölçüde arttır dı:Dil yönünden müziğin Victor Hugo'sudur, önkoşul olarak görülen, öncelikle kendini kanıtlamaktı hep.
Səh. 75: "Oyun yazarlannın hangi teknik sorun karşısında tüm güçlerini ortaya koydukları ve çoğunlukla da kan ter içinde kaldıklan bilinir: Olayın gerilimini sağlayan düğümlere ve benzer biçimde serime bir gereklilik kazandırmak öyle ki düğüm ve serim tek bir biçimde, her ikisinin de özgürce tasarlandığı izlenimini vermekle gerçeklik kazanır. (En az güç harcama ilkesi). Ama, bu konuda W agner en az ter dökendir; W agner'in düğüm ve serim için çok az bir güç harcadığı kuskusuz. Wagner'in herhangi bir "düğümünü" mikroskop altına koyun, gülünecek çok şey bulacaksıruz. Bunu garanti ediyorum. Hiçbir şey, Tristan'ın düğümleri kadar eğlendirid değildir. Bu, "Meistersinger"in düğümü olmalıydı aslında. Wagner bir oyun yazan değil. Kendimizi kandırmayalırn. Wagner, "drarna" sözcüğünü seviyor; hepsi bu. -Hep güzel sözcükleri sevmiştir. Buna karşın, "tiyatro oyunu" sözcüğünü yazılannda hep yanlış anlamıştır. (Ve bir kurnazlık daha; Wagner, "opera" sözcüğüne hep seçkin bir yer vermiştir.) Hemen hemen "ruh" sözcüğünün İncil'de yanlış anlamadan başka birşey olmaması gibi. - Oyun yazmaya yeterli olabilecek ruhbilim bilgisine sahip değildi. İçgüdüsel olarak ruhsal konulara değinrnekten kaçındı. - Nasıl nu? Bu konulann yerine sırtım aşın duygusallığa dayarnayı yeğleyerek. .. Çok modem, değil mi? Çok da Parisli! Tam çöküş çağına özgü!..."
Səh. 80-83: "w agner'in nereye ait olduğunu açıldamaya çalıştım - Müzik tarihine değil. Buna karşın, müzik tarihindeki anlamı ne? Müzik i ç eris inde oyuncunun yüce l tilm e s i üzerinde düşünülmesi, belki de korkulması gereken esas olay. Kısacası, "Wagner ve Liszt" - Müzisyenlerin doğruluğu, "gerçekliği" şimdiye değin bu denli tehlikeli bir biçimde denemeden geçirilmedi. Bunu anlamak çok kolay! Büyük başanlar, kitlelerin başanları artık gerçeğin yanında değil. Bu başanları kazanabilmek için oyuncu olmak gerek! - Victor Hugo ve Richard Wagner - ikisi de aynı anlama geliyor! Kültürlerin çöküşünde, karann kitlelerin eline geçtiği her yerde gerçeklik gereksiz, boşalan ve gerilere atılan bir şey oluyor. Büyü k hayranlık uyandıransa yalnızca oyuncu. - Böylelikle oyuncu için a 1 tın b ir çağ başlıyor. ... Wagner ruhu, tiyatroda egemen öldüğünden beri, tiyatroda başka bir ruh egemenliğini sürdürmeye başladı: En zor olan isteniliyor, sert eleştiriler yapılıyor, ama nadiren övülüyordu yapılan, - iyi ve kusursuz kural olarak geçerli olmuştu. Ne beğeni, ne de ses gerekli göriilüyordu; Wagner, harap olmuş bir sesle söyleniyor ve bu "dramatik" bir etki yapıyordu. Yetenek bile önemini yitirmişti. Wagner idealinin, çöküş çağı idealinin istediği gibi, salt etkilerneyi amaçlaması yetenekle pek uyuşmuyordtı Erdem bile bir kenara atılmıştı. - Hayvan terbiyecisi, otomatizm, "kendini yadsıma" demek istiyorum. Ne beğeni, ne ses, ne de yetenek. Wagner sahnesi için tek bir şey gerekli: Ger m e n 1 er ... Germenlerin tanımı: Baş eğme ve uzun bacaklar - Wagner'in yükselişinin, "imparatorluğun" yükselişi ile aynı zamana rastlaması çok anlamlı: Her iki gerçek tek ve aynı şeyi kanıtlıyor - baş eğme ve uzun bacaklar.
Tiyatro oyuncularımızın eskisine oranla çok daha büyük bir saygı kazanmalan gerçeği bu oyuncuların tehlikesinin azaldığı anlamına gelmez .. İçten içe duyduğum öfkenin, endişemin ve sanata karşı duyduğum sevginin beni üzerinde konuşmaya zorladığı arzum ve üç istemim konusunda kimin bir kuşkusu olabilir?
Tiyatro diğer sanatların üzerinde egemen bir bey olmayacaktır.
Tiyatro oyuncusu gerçekten saptıran biri olmayacaktır.
Müzik yalan söyleme sanatı olmayacaktır.
Friedrich Nietzsche
Səh. 95: "- Modernler konusundaki anlayışımı açıklıyorum. - Her çağın, güç konusundaki ölçütünün yanısıra, hangi erdemiere izin verdiği, hangilerini yasakladığı konusunda da bir ölçütü vardır. Çağ, kendisi için ya doğan yaşarnın erdemlerini seçmiştir: Bu dururnda yü k s e I e n (doğan) yaşarnın erdemlerine karşı en dipten gelen birbiçimde direnir. Ya da çağın kendisi batan bir yaşamdır. O zaman çağ, yalnızca birikimiyle, gücündeki göz karnaştına zenginliklerle kendisini gösteren her şeyden nefret eder. Estetik, çözülemez bir biçimde biyolojik koşullarla bağlanmıştır. Bir çöküş estetiği, bir de k I as i k estetik vardır. "Güzeli kendinde arama", tüm idealizm gibi, öriirncek beyinli olmaktan başka bir şey değildir. Ahlak değerleri olarak adlandınlan değerlerin daha da daralan alanı içerisinde e fend i -ahlakı ve H ı ristiyanlığın değer kavramlannın ahlakına oranla daha büyük bir karşıtlık bulmanın olanağı yoktur: Bu sonuncusu tamamen hastalıklı bir toprakta gelişmiştir (- Bu Tannsal bildiriler D o st o y e v s k i 'nin rornanlannda anlatılan fizyolojik tipierin tamamen benzerlerini önümüze getiriyor), efendi-ahlakı ("Romalı", "dinsiz", "klasik", "Rönesans") başanlı olmanın, d o ğ an yaşamın. yaşarn ilkesi olarak güç isteminin göstergelere dayalı dilinin tam tersi. Efendiahlaki içgüdüsel olarak her şeyi onaylıyor, tıpkı Hıristiyan ahlakının aynı biçimde her şeyi yadsıınası gibi ("Tann", "öte taraf', "benliği yitirme", hep olumsuzluklar). İlki, birikiminden sorunlara büyük katkıda bulunuyor,-dünyayı aydınlatıyor, güzelleştiriyor, akıllılaştınyor. - İkincisi konulan yoksullaştınyor, soluklaştınyor, çirkinleştiriyor, dünyayı yadsıyor. "Dünya" Hıristiyanlıkta bir sövgü sözcüğü - Değerlere bakış aÇJlanndaki karşıtlıklar her ikisi için de gerekli: Nedenlerle ve kanıtlarla üstesinden gelinemeyen tutumlar gözleniyor. Hıristiyanlığın yanılgısı kanıtlanarnıyor, gözdeki bir hastalık kanıtlanaımyor. Kötümserlikle sanki bir felsefeymiş gibi mücadele edilmesi bilgisel aptallığın doruk noktası. Bana göre, bu "gerçek" ve "gerçek olmayan" kavramlannın görünümleri açısından bir anlamlan yok - Ancak, kişinin sakınması gereken, çelişkileri çelişki olarak görmek istemeyen ikiyüzlülük, içgüdüsel ikiyüzlülüktür: Bu tür ikiyüzlülüklerde küçük de olsa, bir ustalığın olmadığı W agner'in istemi örneğinde olduğu gibi, efendi-ahlakını, kibar ahlakı arzulama (İzlanda Efsanesi bunun en önemli belgesi) ve bu arada da karşıt öğreti olan "alt düzeydekilerin Tannsal bildirisini" kurtuluş gereksinimi ile ağızdan düşürmemek!.."
Səh. 97: "Oysa, tam tersine kibar ahlakında efendi ahlakının da kökü gururla kendini onaylamaya dayanır. - Bu ahlak kendini onay lama, yaşarnın kendini kusursuzlaştırmasıdır, "yüreği dolu olduğundan" da aym zamanda yüce simgelere ve uygulamalara gerek duyar. Tüm güzel sanatlar, tüm büyük sanatlar bu amaca uygundur, her iki olgu ya da şükran borçludur. Diğer yandan çöküş çağı karşısında duyulan içgüdüsel hoşnutsuzluğu, simgeselliğe karşı duyulan korkuyu ve bunu hiçe saymayı, bu şükran duygularımn dışında bırakmamak gerek: Aynı şeyler hemen hemen bunun kamtı. Kibar komalı Hıristiyanlığı bir fo e da superstitionı olaraK görüyordu. Kibar beğeni son Almanın, Goethe'nin haçı nasıl algıladığım arnmsı yorum, insan boşu boşuna değerli, ger e k I i karşıtlıkların arayışı içindedir...
-Ama, böyle bir iki yüzlülük, Bayreuth'lularınki gibi bir ikiyüzlülük günümüz için benzerine az rastlanan bir olay değil. Bizler, hepimiz Hıristiyan derebeylerinin estetikle ilişkisi olmayan anlayışiarım biliyoruz, özellikle de karşıtlıklar arasındaki bu masumiyet, yalanlardaki ''bu iyi vicdan" çok daha çağol. Bununla çağdaşlığın yaklaşık bir tanırın da yapılıyor. Çağdaş insan, biyolojik olarak değerlerin çelişkisinin anlatlm arao. Modem insan iki sandalye arasında oturuyor, bir solukta evet ve hayır diyor. Tam da günümüzde ikiyüzlülüğün etten, kemikten bir insan ve hatta bir dahi olması, Wagner'i çağdaşlığın Cagliostros'u4 olarak nitelendirmem hiç de nedensiz değil ... Hepimizin ruhunda bilgiye, isteme, değerlere, sözlere, kalıplaşmış kurallara karşı yönelmiş bir şeyler vardır. Fizyolojik açıdan incelendiğinde, bizler ikiyüzlüyüz Mode rn ruhun bir tanısı. - Nasıl başlamalıydı bu tanıyı koymaya? İçgüdüsel çelişkilerde cesaretle neşterle bir yank açıp, bu çelişkinin karşıt değerlerini dışan çıkarmakla öğretici yanı en güçlü durumuna vivisektions uygulamakla - Wagner olayı filozofiçin m u tl u bir olay, - bu yazının şükran duygularından esinlenerek yazıldığı anlaşılıyor...
Oxuduğum kitab Aslı Yarbaşın tərcüməsi olsa da internetdə Osman Toklunun tərcüməsini tapdım deyə qeydləri onun tərcüməsindən götürdüm. Səhifələrin nömrələri isə Yarbaşın tərcümə etdiyi kitaba uyğun sıralanıb.
Osman Toklunun tərcüməsinin PDF versiyası
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder