Səh. 26: “Psikanaliz
yapan uzman, elinde bir kalem, hastanın söylediklerini kaydeder. Ve olayın
kendisi ile değil de, ince ayrıntıları ile ilgilenir. Yanlış söylenen kelimeler
veya ağızdan “kaçan” sözler, testi
yapan kimsenin “bilimsel (!)” metodla
izah edileceği “semboller” olarak kabul edilir. İki şıktan biri: “Hasta ya
durumu Kabul edecek veya etmeyecek”. Ederse psikanalize inanıyor demektir.
Etmezse yine de psikanalize inandığını dolaylı yoldan itiraf etmiş olmaktadır.
Demek: İnanıyor ki sonucundan korkuyor”.
Səh. 108: “13.9.1851’de
Engels’e yazdığı bir mektubunda şöyle diyordu: “Türkleri komünal hayata sokmak mümkün değildir. Onları vatan
sevgisinden, dinlerinden, adet ve dillerinden koparmadan ihtilale sürüklemek imkansızdır”.
Səh. 117: “1750’de
Dijon Akademisi “Bilim ve sanatların
ilerlemesi, toplum ahlakını bozar mı, yoksa geliştirir mi?” konulu bir
yarışma açtı.ruso bu yarışmadan birinci gelerek büyük ün yaptı.
Ruso, bu makalesinde
bilimlerle sanatların kişiyi mutluluğa dahil, mutsuzluğa sürüklediğini
söylüyordu. “Medeniyet, tabiatı
bozmuştur. Medeniyet kişinin öz yapısını, doğal varlığını bozmuştur. Uygarlık
kişiyi iyileştirmiyor, tersine yozlaştırıyor. Toplumlar ilerledikçe bozulur,
ilerledikçe kötüleşir” diyordu.
Ruso yazdığın yaşamaya
gayret eder. Önce hürriyeti kısıtlayan saatini satar. Sonar zenginlik belirtisi
olan uzun beyaz çoraplarını atar. Oldukça bakım isteyen perukasını da çıkarıp
kafasına bir kalpak geçirir. “Kişi,
sözünü dinletmek için gidişini düşüncesine uydurmalıdır” der. Mademki
lüksün, gösterişin, giyim kuşamın insanoğlunu bozduğunu söylemiştir, artık
sözünü söylediği gibi yaşayacaktır. Gömlekleri çalınınca iyi olduğunu,
kurtulduğunu belirtir. Onunla alay mı edecekler, yüzüne salonları mı kapayacaklar?
Hiç birine aldırmaz. “Hür ve faziletli
olmaktan, parayı ver kamuoyunu hiçe sayabilmekten kendi kendine yetebilmekten
daha ulvi, daha güzel bir şey olacağını bilmiyorum” der”.
Səh. 186: “Fakat aklın
ve deneylerin ötesinde başka bir varlığın bulunmadığını kimse (ispatlı olarak)
iddia edemez. Zaten inanmak dediğimiz, zaman, ispat edilemeyen ve duyularla
idrak edilmeyen varlık sahasına inanmak anlaşılır. Çünkü bir şey idrak ve ispat
edildikten sonar, inanç meselesi olmaktan zaten çıkmış demektir”.
Səh. 223: “J. P. Sartre
egzistensiyalizm (varoluşçuluk) felsefesinin ateist (tanrıtanımaz) kolunun önde
gelenidir. Varoluşçuluk nedir denilirse, bu soruya net bir karşılık vermek
mümkün değildir. Sözgelişi, Weil’e göre bir bunalım, Mounier’ye göre kötümserlik, Wah’a göre
başkaldırış, Marcel’e göre özgürlük, Lukacs’a göre idealism. Benda’ya göre
saçmalık felsefesidir”.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder